Eskimeyen Şehir
15.11.2007 01:37:57
Yıllar önce nüfus kütüğ
ümün nakledildiği, Eskişehir kentiyle, eş durumundan, gönül bağım olsa da,
uzun yıllardır bir türlü ziyaret edememiştim.
Keyifli bir tren yolculuğu
yaparak, bu ziyareti geçen ay nihayet gerçekleştirdim… Ben görmeyeli, Eskiş
ehir’de, yaşam oldukça değişmiş. Sayıları fazlalaşan otobüsler ve
birkaç yıl önce hayata geçirilen tramvay, kent içinde seyahati oldukça kolaylaşt?
?rmış. ( buna karşın, günlük hayatta olan paytonlar unutulacak kadar azalmı
ş) Gelişmeye ayak uyduran bu kentte de, kaçınılmaz bir dönüşüm olan çok
katlı konutlar; basık tavanlı, avlulu, o şirin kerpiç evlerin, yerlerini iyice işgal
etmiş… Geçmiş yıllarda olduğu gibi merkez olarak belirlenmiş köprü ba?
?ında, şifalı sular bakımından oldukça zengin olan hamamları, çiğ bö
rekçileri, kuyumcu vitrini gibi özenle dekore edilen pastırma satan dükkanları,
baharatçıları, çekik gözlü insanları, insanın içinde sıcak duyguları
hemen oluşturuyor. Kentin ortasından geçen porsuk çayı yine aynı coşkuyla
geçiyor. ( rengi bulanıklaştırılmış olsa da, o yine dingin geçişine devam
ediyor.)
Benim asıl anlatmak istediğim ise bu kentin çekik gözlü ( tatarlar)
insanlarının, hayata yaklaşım biçimleri… Kendi dillerinde konuşurken,
dinlendiğinde masal gibi gelen sohbetleri, geleneklerini büyük bir saygıyla devam
ettirmeleri, Ve en önemlisi de, tok karnına bile ikram edildiğinde, reddedilemeyen nefis
börekleri çok başarılı yapmaları… Çeşitleri ve isimleri bol olan bu bö
rekler için özel buluşma günleri yapmalarını anlatmak ise, 1001 gece masalları
gibi anlatılır denmesi hiçte abartı değildir…
Bunlardan biri
olan,“Köbete!” Genelde yaşanan mutlu günlerin yiyeceği olarak
planlandığı için, hamurunda bol sevgi vardır. Kendine çok önem verdiren nazlı
mı nazlı, şatafatlı mı şatafatlı özel bir börektir . Bu özelliğinden dolayı
Onu pişirmek ve yemek ayrı bir merasimi gerektirir… Önce davet verilecek evin,
her yanı dip bucak temizlenir. Ailenin hamur ustası olan büyükler, bir araya toplanmak
için işlerini günler öncesinden ayarlarlar. Hayırlı günlere vesile olsun diye, yaş
lılar adadıkları duaları, günlerce okuyup yerine getirdikten sonra, böreğin yap?
?lacağı eve giderler. Evde yaşanan bu buluşmadan dolayı yaşanan mutluluk
gerçekten çok büyüktür. Bunun sebebi de diğer zamanlar ailenin yaşlı ü
yelerinin evden pek çıkmak istememelerinden kaynaklanır. Haliyle bu aile adına
yaşanan tarihi günlerden biridir. Coşkuyla bir araya gelen aile üyeleri tüm maharetlerini
sergilemeye başlarlar. Manilerle türkülerle börekler açılırken,
“kartihler”, ( büyük nine) “cenganaylar,” (yenge anne)
“abaylar,” (ablalar) böyle günlerde, hazır bir araya gelmişken
“caşları” (gençleri) çaktırmadan test ederler… Hamur işi
yapmaya aday olan genç kızlar gelinler bu sınavı ve sonucunu heyecanla
beklerler… “Elin kamırna pek uygun, pek yakışa aru etkesin!”
(Elin hamura yakışıyor iyi yapıyorsun) cümlesini duymak, gençlerin göstereceği
performansa bağlıdır… Bu konuda istekli olanların harcadığı çabayı
izlerken yaşanan heyecanın bile, insanın yaşamına kattığı artılar çoktur.
Gençlerin heyecanını yine yaşlılar hafifletir; “Kobete kopmaz bolurmu?
Kopsa kaytmaz bolurmu? Kobete aşamadan kaytıp ketmek bolurmu?” (Köbete,
kopmaz olur mu? Kopsa dönmez olur mu? Köbete yemeden dönüp gitmek olur mu?)
Manisi ile gençleri yüreklendirirler. Zengin ve hırslı bir tatarın, büyük paralar
harcayıp ta kimsenin düğününe gelmeyişini anlatan, “ Seyid Osman”
türküsüyle, ortalık iyice şenlenmeye başlamıştır. İşte bu şenlenmeyle
birlikte ahengi ve hamurun kıvamını bozmadan hamur işine devam eden aday, bü
yüklerinden “Destur” almayı hak eder. Artık o da iyi bir hamur ustası
dır… Böyle bir ritüel ile yapılan böreğin tadını, varın siz tahmin edin
artık. 30 kat ince tel gibi açılan yufkanın ortasına, arzuya göre, tavuklu patatesli,
veya pirinçli kıymalı iç konularak yapılan bu böreği yiyen, tadını almış
sa, ve de yakınlarda yapacak, destur almış bir hamur ustası yoksa, kaçarı
yoktur. İş başa düşer ne yapar eder,( benim gibi) çabalayarak öğrenmek zorunda
kalır…
Ağız Tadınız eksilmesin…
Sema
Temizkan