X

Arkadaşlarınız Bizi Takip Ediyor..

Sizde Beğenin, Gündemi Kaçırmayın!

 
 Firmanı Ekle - Arama Arşivi - Site İçi Arama:      


  Tüm İlçeleri
 Adalar
 Avcılar
 Bağcılar
 Bahçelievler
 Bakırköy
 Bayrampaşa
 Beşiktaş
 Beykoz
 Beyoğlu
 Büyükçekmece
 Çatalca
 Eminönü
 Esenler
 Eyüp
 Fatih
 Gaziosmanpaşa
 Güngören
 Kadıköy
 Kağıthane
 Kartal
 Küçükçekmece
 Maltepe
 Pendik
 Sarıyer
 Silivri
 Sultanbeyli
 Şile
 Şişli
 Tuzla
 Ümraniye
 Üsküdar
 Zeytinburnu
  Gazete Oku
 Akşam
 Birgün
 Bugün
 Cumhuriyet
 Evrensel
 Güneş
 Halka Tercüman
 Hürriyet
 Kurultay
 Milli Gazete
 Milliyet
 Ortadoğu
 Radikal
 Sabah
 Star
 Şok Gazetesi
 Takvim
 Türkiye
 Vakit
 Vatan
 Yeni Asya
 Yeniçağ
 Yeni Mesaj
 Yeni Şafak
 Zaman
  Önemli Adresler
 118 Rehber
 Adsl Kota Bilgi
 Askerlik İşlemleri
 Aöf Sonuçları
 Çalıntı Oto Sorgu
 Ehliyet Sonuçları
 IETT Seferleri
 Igdaş Borç Sorma
 Iski Borç Sorma
 Kpss Sonuçları
 M.E.B Sınav Sonuç
 Pasaport Başvurusu
 Piyango Sonuçları
 Sahte Para Sorgu
 Sayısal Loto
 Ssk Gün Hesabı
 Sürücü Puanı Sorgu
 Tc No Sorgu
 Tren Bilet Satış
 Vergi No Sorgu
 Önemli Telefonlar
 Ösym Sonuçları

Aytmatov, 'mankurt'u anlattı

Tarih: 13.06.2008 01:19:30

Cengiz Aytmavov'u anlattı. Peki Aytmatov'un dünya dillerine kazandırdığı "mankurt" ne idi?


Aytmatov, 'mankurt'u böyle anlattı

Araştırmacı yazar Olcay Yazı cı, dünya edebiyatının unutulmaz isimlerinden Cengiz Aytmavov'u anlattı. Peki Aytmatov'un dünya dillerine kazandırdığı "mankurt" ne idi?

Cengiz Aytmatov, bütün dünyanın değeri haline gelmiş bir yazardı. Sovyet döneminde, "aydınların topluma yabancılaaşması" üzerine yazılar yazdı.

Bu sosyolojik değerlendirmeleri için bir kavram geliştirdi. Bu tür bayancı laymaya "Mankurt" adını verdi.

"Mankurt" topluma yabancılaşma anlamında bütün dünya dillerine yayılan bir kavram oldu. Bu kavram, Cengiz Aytmatov'un kendisi kadar dünya tarafından tutulup benimsendi.

Araştı rmacı-yazar Olcay Yazıcı, Cengiz Aytmatov'u ve "mankurt"u anlatt? ?:



Yüzyılın Bilge Yazarı:
Cengiz Aytmatov
“Gün Uzar Yüzyıl Olur!”


Ünü ülkesinin sınırlarını aşan ve kitapları bütün dünyada büyük bir beğeniyle okunan Cengiz Aytmatov, doğup büyüdüğü Kırgızistan coğ rafyasının kültür damarından ve binlerce yıllık geçmişi olan gelenek ı rmağından beslenerek, özgünlüğü, otantikliği, insanı yüreğinden yakalayan olağanüstü/büyüleyici üslup güzelliği, entelektüel birikimi ile yaşadığı mız yüzyılın müstesna yazarı sayılmayı fazlasıyla hak etmiş bir isim.



Aytmatov’u bütün derinliği, yoğunluğu ile analiz etmek, eserlerini bir münekkit idrakiyle irdelemek; tespit ve teşhis operasyonuna tabi tutmak, yorucu/çileli çalışmalar gerektirir.



Biz sadece, bu ö zgün ve farklı yazarın fikir dünyasına, ana başlıklar altında ışık d? ?şürmeye çalışacağız.



Aytmatov en başta, sıra dışı bir yazar. Çünkü o sadece edebiyatçı/romancı değil; aynı zamanda insanlığın gidişatı üzerine kafa yoran; daha erdemli/daha hür/daha kendisi olabilen/daha müdahalesiz bir dünya/hayat alanı arzulayan; insan öznesine yakı? ?mayan dayatmaları onurlu/cesur bir karşı çıkışla sorgulayan; bunun için kaygılanan ve bu uğurda uyarıcı/uyandırıcı eserler üreten bir aydı n.



AŞKIN LİRİK DESTANI


Ön planda, âşkın ve hüznün lirik destanını yazıyor görünse de, onun usta bir sembolizmle bezediği, âdeta şiir cümlesi gibi yoğun bir psikoloji, yoğun bir sosyal gönderme/ç ağrışım, soyutlama ve telmih yüklü anlatışının arka planını sezebilenler; ondaki insanı ezen siyasî baskılara karşı çıkışı, her zaman insandan yana tavır alışı kolaylıkla görebilir.


Aşk ve lirizm Aytmatov’da, insanı derinden yakalamak, düşüncesini sarsmak, bu duygusallık penceresinden ufuk ötesine kanatlanarak; maziye, kök (veya gök)- efsaneye, kültürel kimlik idrakine, “kült” şuuruna uzanmak/ulaşmak için bir vasıtadır. Estetik bir geçiş çizgisi, bir “yol haritası”dır.



Aytmatov aşkın yazarıdır belki; fakat onun eserleri, bu zahirî aşkın ötesinde, daha aşkın(transandantal)misyonlar, daha derin mazmunlar/göndermeler, sosyal gerçekler, siyasî karşı çıkışlar ihtiva eder.



Aytmatov’un romanlarındaki bu derin damarı, müthiş bir üslup ustalığı ile gizlenen sosyal eleştirileri, sistem sorgulamalarını, derunî bakışı yakalayabilmek için; yetiştiği fizikî ortamı, büyük dalgalanmaların yaşandığı bu coğrafyanın kültürel dokusunu; o toprakların geçirdiği değ işim serüvenini/sancısını, millî kimlik erozyonunu; insanın özüne yö neltilen her türlü şiddeti/totaliter rejimin baskılarını çok iyi bilmek, çok iyi tahlil etmek gerekir.



Daha açık bir söyleyişle, onun eserlerini, Andre Gide’in “sanat baskıdan doğar” sözü ışığında değ erlendirmek gerekir.



Çoğu klasik Rus edebiyatında olduğu gibi, yasak ve sansürden/hürriyetsizlikten ötürü ortaya çıkan dolaylı ve sembolik söyleme mecburiyeti, beraberinde edebiyat ustalığını, sanat-yoğun bir ü slubu/sembolizmi getirir.



Yeri gelmişken, şunu belirtmek gerekir ki, hürriyetlerin zorakî de olsa tanınmasından sonra, Türk dünyasının edebî ürünlerinde, fikrî ve estetik derinlik açısından “düşüş” belirtileri başlamıştır. Bu da, yine Andre Gide’in sanat hakkındaki ikinci tespitiyle alâkalı:



“Sanat, hürriyet içinde ölür! ”



Cengiz Aytmatov, bütün usta yazarlar gibi düz cü mlelerle değil, eleştirel ve ironik çağrışımları olan cümlelerle konuş uyor/yazıyor. Adeta insanın ve yaşadığı atmosferin röntgenini ç ekiyor/tomografisini çıkarıyor. Bu güçlü üslubuyla, tabiata ve hayvanlara bile bir insan karakteri yükler. Onları kişileştirir. Aytmatov, bu yönüyle de, edebiyat dü nyasında benzersiz ve tektir.



En güçlülerden biri değil, biriciğ i. Tek olanıdır.



Öyle ki, dünya edebiyatının devi sayı lan Dostoyevski bile, eğer yaşıyor olsaydı, Aytmatov’un insanı derinden yakalayan büyüleyici üslubu ve insan beynine hükmetmeye çalışan sistemi hicvetme kudreti karşısında hasede düşerdi gibime geliyor.



Özellikle, “Gün Uzar Yüzyıl Olur” ya da özg? ?n adı ile “Asra Bedel Gün”, romanın 20. yüzyıldaki tartış masız zirvesidir. Bu hüküm asla sübjektif ve hissî değil. Bunu, yazarın eserlerini, edebiyatın evrensel kriterleriyle titiz bir şekilde kıyaslayarak söylüyorum.



Yazarı, tipleme, somutun olduğu kadar, soyutun da ince duyarl? ?klarla tasvir ve tahlilini yapma gücü; sağlam-sarsılmaz karakterler oluşturma becerisi, etkileyici, şiirsel üslup güzelliği; insan denen meçhulü entelektüel mercek altında irdeleme/inceleme kudreti; tahlil, tasvir ve psikolojik ruh çözümlemeleri maharetiyle; âdil bir şekilde değerlendirerek, bu hükme varıyorum.



MANKURTİZM KAVRAMI


Cengiz Aytmatov’un, bir Kırgız efsanesinden esinlenerek dünya edebiyat literatürü ne kazandırdığı “mankurt” ve “mankurtizm” kavramı, hemen bütün dillerde aynen kullanılmaktadır.


Sistemin baskısı ya da insanın kendi özüne yabancılaşması neticesinde şahsiyetini, millî kimliğini ve sosyal/kültürel hafızasını kaybetmesini; zihnî yönden köleleş mesini çarpıcı bir şekilde izah eden mankurtizm metaforu Beyaz Gemi’de, Gün Uzar Yüzyıl Olur’da, Cengiz Han’a Küsen Bulut’ta, Dişi Kurdun Rüyaları’nda ve diğer romanlarda da yer alır.



Şüphesiz bu kavramı doğuran, o topraklara zalimce hü kmeden gücün acımasız siyasî yapısıdır.



Efsaneye ve mitolojik unsurlara da romanlarında sıkça yer veren Aytmatov, son romanı Kassandra Damgası’nda bir Yunan efsanesinden yola çıkarak, dizginsiz teknolojiyle, azgın genetik mühendisliğine ağır eleştiriler yöneltiyor.



Uzayda, insan embriyonu üzerinde araştırmalar yapan bir bilim adamı aracılığıyla, “kötülükler/karanlıklar yüzyılını” yergili bir dille teşrih masasına yatırıyor.



Söz konusu mite/külte göre, bazı embriyonlar (minicik insan taslakları-cenin) yeryüzündeki kötülükleri önceden sezerek, doğmak, bu felâketler dünyasında yaşamak istemez. Bunun belirtisi olarak, annenin alnında bir leke taneciği oluşur. Buna da “Kassandra Damgası” denir.



Aytmatov böylece, etik kaygılar taş ıyan evrensel bir eleştiriyi, dünyanın ve insanlığın gündemine getiriyor.



Eserin kahramanı vasıtasıyla, şu tespitleri yapıyor Aytmatov:



“Yeryüzünde silah durmadan artıyor. Her yerde herkes silahlanmak istiyor. Hamile kadınların yüzündeki Kassandra Damgası, yeryüzünde doğan her kişi için en az yüz tane dom dom kurşunu üretildiğinin, şimdiden onların kaderine ölmek ve öldürmek yazıldığının işareti değil mi? Ana rahmindeki Kassandra embriyonları da sessizce bunu haykırmıyor mu? ”



Böylece, yeni yüzyılın, yeni bin yılın en korkunç yönünü oluşturan “genetik tehlikeye” ve “çağın, insanı tedirgin eden duyarsızlığına” dikkat çekiyor yazar.




İnsanın, fizik çevresi, metafiziği ve ruh dünyasıyla hiç bu kadar şiddete maruz kalmadığı vurgulanıyor. İnsanlığın kurtuluşu için çıkış yolları öneriliyor.



Aytmatov’un büt? ?n bu özgün ve üstün yönlerini vurgulamakla birlikte, gerek ona, gerekse meslekta? ?ı Takavi Aktanov’a (Aytmatov’un romanlarıyla benzerlikler taşıyan “Boran”ın yazarı) yöneltilen bir eleştiri var. O da, merkezî hükü metin yazarlar için biçtiği, “görünüşte milliyetçi, muhtevada sosyalist” gömleğini giydikleri yolundaki suçlamadır.



Ne var ki, bu “tedirgin” ya da “ikili” duruşun arka plânını, siyasî-sosyal gerekçelerini de düşünmek gerekir.

UYANIŞ VE DİRİLME

Ancak, Aytmatov’un yakın arkadaşı Prof. Dr. Tevfik İsmailov’un da belirttiği gibi, Aytmatov’u dünya çapında şöhret yapan faktörlerin başında, kitaplarını çok büyük bir coğrafyada konuşulan ve dönemin edebî mahfillerinde etki uyandıran Rusça ile yazmış olması gelir.

Eğer romanlarını Kırgız Türkçe’siyle yazsaydı, Aytmatov bugünkü kıtalar ötesi şöhretine zor ulaşır, belki de hiç ulaş amazdı.

Bir yanı ile sisteme eklemliymiş gibi görünse de, Aytmatov’un hemen bütün romanlarında kimlik arayışının/köklerle tanışma arzusunun, satır aralarına gizlenmiş edebî, estetik mesajını duymak/bulmak pekâlâ mümkündür.
Bir yanıyla, olanı anlatır Aytmatov. Cemiyete/ülkeye tutulan ayna gibi, gerçeği yansıtır. Aklı ile realist, kalbi ile romantiktir. Mankurtlaştırmaya karşı çıktığı kadar, kendiliğinden/gönü llü veya şuursuzca mankurtlaşmaya (güdülmeye müsait mizaca, köle statüsü nü benimsemeye, iradesizliğe, kısaca sisteme teslim oluşa) da karşı çıkar.

Romanının merkezinde Kırgızlar bulunmakla birlikte, genel olarak insanı dirilmeye, uyanmaya, aktif ve cesur olmaya çağırır. Töresine, millî- manevî ruh köküne, geleneğine ve geleceğine, inançlar manzumesine sahip çı kmasını ister.

Yazarın, beyazperdeye aktarılan “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminde başrol oyuncusu, ulu dağlara karşı öyle bir “Asyaaa!..” diye haykırır ki, âdeta yer yerinden oynar. Sur’a ü fürülmüş gibi ses sese ulanır ve sanki Asya semalarında milyonlarca kartal uç uşa geçer.

Bu müthiş çığlık, bütün o coğrafyanın/o yaslı diyârın yüreğinden; yüzyıllık, bin yıllık trajik yaşantısından fış kıran diriltici, uyarıcı bir feryâda dönüşür. Mesih’in nefesi, münâ dinin müjdesi, Dâvût’un âvâzesi gibi, aşkın/öte bir yankı kuşatır kâinatı.

Derinleşir yüreğimizde duyguların mücerret fay hattı. M? ?thiş bir “kırılma” ve “dirilme” oluşur fikir dünyamı zda. “Sosyal/kültürel bir deprem” yaşarız âdeta.
Şark’ı sarsan bu derin sayha, Asya isimli kadın kahramanın şahsı nda, bütün bir “Asya” kıtasına/Avrasya’ya yöneltilen silkinme, “kendine dönme”, “kökleriyle buluşma” ve “onuruyla var olma” çağrısıdır. Rus zulmünden, oryantalizme (sö mürgeciliğin keşif kolu), oradan küreselleşme (çağdaş köleleştirme/global bukağılama/teknolojik tapındırma) hareketlerine kadar; bu “gizemli”, “egzotik”, “mistik” ve en önemlisi de “ekonomik” coğrafya üzerinde oynanan menfaat oyunlarına karşı, “şuurlu, uyanık ve diri” olma dâvetidir.
Romantik bir lirizm içinde, kadın kahramanın ismiyle, koca kıtayı sembolleştirmek; ancak Aytmatov gibi bir ustanın/üstadın başarabileceği “detay-derinlik”tir.
Aytmatov, aslında “Gün Uzar Yüzyıl Olur”a ait bir bölüm iken, sakıncalı bulunup yasaklandığı için, romandan çıkarılan ve daha sonra “Cengiz Han’a Küsen Bulut” adıyla yayınlanan kitabında, kuşatılmı? ?, tutsak edilmiş insan trajedilerinin en bâkir, en sarsıcı/en tılsımlı tasvirini ç izer hafızamıza.

Sorgulanmak, yargılanmak üzere götürülürken, trenin istasyondan geçeceği çok kısa bir ân, bir kare/bir enstantane içerisinde, eş ini ve çocuğunu, kendisine el sallarken görebilmeyi büyük bir hasretle arzulayan adamın, destanlık hikâyesidir bu. Sıra dışı, özgün ve çarpıcı bir Cengiz Aytmatov klasiği. Öyle ki, dünya edebiyatında ve dünyanın en usta yö netmenlerinin film mizansenlerinde bile, böylesine yoğunlaştırılmış bir sahneye rastlamak mümkün değil.

Özetle, entelektüel birikimi, sofistike/mürekkep roman kurgusu ve büyüleyici üslûbuyla kitapları bütün dünyada hayranlıkla okunan Cengiz Aytmatov; lirik, mitolojik ve kozmik unsurlar taşıyan seçkin/nitelikli eserleriyle olağanüstü bir yazar. Çağdaş bir klâsik. Muhtevasını, kendi medeniyetinden aldığı ilham ve irfanla oluşturarak, evrensel dünyaya açılan “ziyalı” bir Türk mütefekkiri.

(Şunu da belirtmek gerekir ki, kitapları yıllar önce Varlık yayınları tarafından basılan Cengiz Aytmatov’a karşı, millî kimliği net bir şekilde ortaya çıktıktan sonra; sol kesimin, sanki dünyayı etkileyen böyle bir yazar yokmuş, üstelik de Türk coğ rafyasından/Türk iklim kuşağından değilmiş gibi, sessiz/ilgisiz kalması; sol’un ideolojik saplantısı/fanatizmi ve fikre/edebiyata olan saygısı-aslı nda Aytmatov karşısındaki ezikliği-açısından oldukça düşündürü cü.)

Evet, Aytmatov edebiyat dünyasının, önünde hürmet, hayranlık ve takdirle eğileceği, müstesna bir şahsiyet.

Türk milleti, onunla ne kadar övünse, gurur duysa azdır. Çünkü o, yüzyılın tartış masız en güçlü, en bilge yazarı.
***
MÜHİM NOT:

Ne yazık ki, çağın bilge yazarı Hakkın rahmetine kavuştu. Bu yazı yıllar ö nce yazıldı, Türk Edebiyatı Dergisinde manşet oldu ve edebî muhitlerde bü yük bir yankı yandırdı.

Onun hakkındaki bu fikirlerimi, 2001’de Gazeteciler ve Yazarlar Vakfında, tercümanı vasıtasıyla kendisine aktarma imkânı bulduğum için, şimdi çok mutluyum. Kendisiyle bir başka gün de, CRR konser salonunda Türk Dünyası Kültür Şöleni toplantısında bir araya gelmiş, Türk dünyasının diğer ünlü yazarı Şahanov’la da tanışmış, yine birlikte fotoğraf çektirmiştik. Şahanov’a bendenizi, yarı Trükçe, yarı Kırgızca olan o tatlı üslubuyla Aytmatov tanıştırmışt? ?. Dünyaca ünlü iki dev Türk yazarı arasında bulunmak benim için büyük bir şerefti şüphesiz...Evet, “Geçmiş zaman olur ki, hayâli cihan değer! ”miş gerçekten...

Özellikle, “Eğer, Dostoyevski yaşasayd? ?, bu güçlü ve lirik yazar karşısında, hasedinden ölürdü!” cümlesi çok hoşuna gitmiş ve Kırgız coğrafyasını yansıtan o aydınlık yüzü ile gülmüştü. Onunla yüzyüze tanışmış, görüşmüş, gülüş müş ve bilişmiş olmayı; aynı fotoğraf karesinde bir araya gelmeyi, hayatımın en güzel hatırası, en değerli payesi olarak, ömür boyu kalbimde yaşatacağım. Evet büyük usta, dediğin bir kere daha gerçekleşti ve gün bir kere daha uzayıp yüzyıl oldu!..Asırlara sığmayıp taştı...Asya kıtası, bir gün mutlaka, uyandırıp başlattığın o büyük çığlıkla silkinip, dirilecek ve soylu- saygın kimliğine kavuşacaktır!..Ruhun şâd olsun!..

Türk dü nyasının, bütün dünyanın başı sağ olsun. Nobel’i, ellerine ağ aları tarafından güdümlü olarak tutuşturulan, Nobel oyuncaklarıyla gururlanan, çapsız, sığ yazar müsveddeleri; sanıyorum, Cengiz Aymatov’un, dünya coğrafyasında estirdiği edebî-fikrî ve estetik rüzgâr karşısında, derin bir utanç, derin bir vicdan azabı duyacak. İçinde oluşacak hiçlik uçurumuna yuvarlanacaktır!..
Çağın bilge yazarına Allah’tan gani gani rahmet diliyor, hatırası önünde dua ve hürmetle eğiliyorum. Mekânı cennet olsun... (O.Y.)





Etiketler:
Bu Haber Toplam 2247 Defa Okunmuştur.
Facebook hesabınızla yorum yapın, Onay Beklemeyin!
   
Henüz Bu Konu Hakkında Herhangibir Yorum Yapılmamış. Yorum Yapmak İstiyorsanız Tıklayınız!
Toplam Yorum Sayısı: 0

Copyright © 2006-2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Vitamin Bilişim Teknolojileri Adres: Ihlamurdere Cad. Türkali Mah. No:86 Kat:4 No:4 Beşiktaş - İstanbul / TÜRKİYE 
Faks: 0212 2488504 | E-Posta: info[@]istanbulburda.com
Etik Anlayışımız! - Site Haritası